Özel ALEV İlköğretim Okulu Rehberlik Servisi Diyor Ki: Çocuklar Neden Söz Dinlemez?

HER ANNE BABA ÇOCUĞU İÇİN BİRÇOK DETAYI PLANLAR, ÇOCUĞU İÇİN HER ŞEYİN EN İYİSİNİ İSTEME ARZUSUYLA BOL MİKTARDA BEKLENTİ İÇEREN BU DAVRANIŞ BİÇİMİ ÇOCUKLAR İÇİN ZORLAYICIDIR. ÇOCUKLARDAN BU BEKLENTİLERİN KUSURSUZ KARŞILANMASINI İSTEMEK ÇATIŞMALARIN DOĞMASINA SEBEBİYET VEREBİLİR. BU BEKLENTİLERE KARŞILIK VERMEYE DİRENEN ÇOCUK DA SÖZ DİNLEMEYEN ÇOCUK ETİKETİNİ ALIR. 

Çocuklar söz dinlemez, çünkü çocuklar yetişkinlerin ağzından çıkan sözcüklere göre hareket eden robotlar değildir. Çocukların istekleri, merakları, hareket etme ve ilgi göreme ihtiyacı vardır. Çocuğun bu ihtiyaçları ve istekleri yetişkinin meşgul ve planlı yaşamında işlerin yolunda gitmemesine neden olan bir engel haline dönüşebilir. Anne ve baba çocuğu için, birçok detayı planlar, sabah kalkma saati, öğünlerde yenecek olan yemekler, yatma saati gibi. Çocuğu için her şeyin en iyisini isteme arzusudur bu. Eller yıkanmalı, kirli kıyafetlerle dolaşmamalı, evde koşmamalı, elleriyle bir şey yememeli, yalan söylememeli, oyuncağını paylaşmalı, zamanı iyi kullanmalı, hızlıca giyinmeli, ödevler saatinde yapılmalı, kardeşle iyi geçinilmeli gibi bol miktarda beklentiyi karşılamak bir çocuk için zorlayıcıdır. Bu nedenle çatışmalar yaşanır. Kısaca anne babanın beklentilerine, ideallerine göre davranamayan çocuk söz dinlemeyen çocuk etiketini alır. Çocukların yetişkinin beklentilerine uygun davranmaya ikna etmenin tek yolu onlara bir şeyleri söylemek, emretmek değildir. Anne babalar bunun farkına varırlarsa söz dinlemeyen çocuk imajı da ortadan kalkar. Her çocuğun ihtiyacına uygun disiplin anlayışı ile hareket etmek yeterlidir. Genellikle çocukların ihtiyaçları nelerdir diye düşündüğümüzde, ana başlıkları şu şekilde sıralayabiliriz;

Güven ihtiyacı: Çocuğun zorlandığı bir davranışı değiştirebileceğine önce anne babanın inanması gerekir. Eğer yetişkinin bu konuda umudu yoksa çocuk bunu hissedecektir. “Nede olsa bir şey düzelmez, ne desem boş” düşünceleriyle biçimlenen tutumlarla istendik davranış oluşturulamaz.

Koşulsuz kabul ihtiyacı: Ne yapmış olursa olsun her yönüyle kabul görme ve sevilme ihtiyacı karşılanmayan çocuk anne baba ile işbirliği yapma konusunda zorlanır, davranışını değiştirmektense direnir veya umursamaz davranır.

Tutarlı ve kararlı yaklaşım: Her gün aynı beklenti içinde olmak önemli, bir gün dişini fırçalamamasına önemli bir şey değilmiş gibi yaklaşıp ertesi gün unutmamasını beklersek davranış değişikliği oluşturmada yeterli olunamayacaktır.

Başarabildiğini görmeye ihtiyacı: Ne yaparsa yapsın yeterli olmadığını hisseden bir çocuk değişim için çaba göstermeyecektir. Bu nedenle küçük çabalarını fark etmeli ve bu da çocuğa söylenmeli. Haftanın her günü yatma saatini geciktiren bir çocuk haftada bir gün zamanında yatmayı başarıyorsa bu önemli bir gelişmedir. Bunu haftanın iki gününe çıkarabilmek önemlidir.

İhtiyaç duyduğu zamanı verebilmek: Çocuğun hızında ilerlemek önemli, yetişkinin aceleci beklentisinin çocuğun dünyasında yeri yoktur. Kısa sürede her beklentiye uyum sağlamasını beklemek anne baba çocuk arasında çatışmaların artmasına neden olacaktır.

Çocuğun yapabileceği davranışı ondan beklemek: Çocuk yaşına ve yeteneklerine uygun olmayan beklentiyi başaramayacağı için, her anne babanın çocuğun içinde bulunduğu yaş özellikleri hakkında bilgi sahibi olması önemlidir. Örneğin bir okulöncesindeki bir çocuğa odanı topla demenin bir anlamı yoktur. O yaşta bir çocuk daha detaylı bir tarifi anlayabilir ve uygulayabilir. Yerde duran oyuncaklarını oyuncak kutusuna koymalısın demek daha yerinde bir beklentidir.

Davranış değiştirme sürecinde anne-babanın çocukla işbirliği yapması: Çocuğunuzda oturmasını istediğiniz bütün davranışlar sadece çocuğunuzun değil, ailenin tüm bireylerinin sorumluluğundadır. Çocuklar yapılması gerekenlerin emredildiği ortamlarda değil, herkesin beraberce çalıştığı ortamda yer aldıklarında verimli olurlar.

Çocuklarımızda davranış değişikliğini nasıl kazandırabiliriz?

Çocuğumuzdan beklentilerimizin gerçekleşmesi durumuna göre onun beklentimize uygun davranışları kazandığını ya da kazanamadığını düşünürüz. Eğer beklentilerimize uygun davranışlar ortaya çıkmamışsa süreci gözden geçirmek gerekir. Elbette ki bu süreç her eve her anne babaya göre farklı yaşanacaktır. Çocukların kişilik özellikleri, fiziksel yapıları mutlaka dikkate alınmalıdır. Ancak burada önemli olan anne-babanın çocuğun işini yapmayı bırakması ve kendisinin yapabilmesi konusunda kararlı davranabilmesidir. Anne-babalar çocuklarının yapabilecekleri şeyleri kendileri yaparak, yaşamları boyunca ihtiyaç duyabilecekleri önemli yaşam becerilerinin gelişimini de engellemiş olurlar (karar verebilme, seçim yapabilme, girişken davranabilme… gibi). Kişisel farklılıklar söz konusu olsa da davranış değiştirmeye yönelik sürecin “ temel”  ve ” değişmez”  öğeleri vardır.

Amacımız, ister çocuğumuza temel alışkanlıkları kazandırmak olsun, ister oturmuş olumsuz bir davranışı değiştirmek olsun, izleyeceğimiz adımlar şunlar olmalıdır:

1.     Adım: Bilgilendirme

Çocuğun davranışında istenen değişimin gerçekleşebilmesi için önce çocuğun bu değişim hakkında bilgilendirilmesi gerekir. Çocuğun bu değişimi bir ihtiyaç olarak görebilmesi için, nedenleri hakkında bilgi vermek önemlidir.  Kuralların neden konduğu ve beklentilerinizin önemi anlatılmalıdır. Çocuklar niçin bazı işleri yapmak zorunda olduklarını anlar ve bilirlerse, ailesine yardım etmeyi, değişimi kabullenmeyi ve bağımsız davranmayı benimserler.

2.     Adım: Takip

Bilgilendirmeden sonra, çocuğun söz konusu davranışı gösterebilmesi için bir süre tanınması gerekir, bu süre içersinde yapılan takip sonucunda sorumlu davranışın ortaya çıkıp çıkmadığına, ne sürede ortaya çıktığına, hangi zamanlarda davranışın yapıldığına-yapılmadığına dikkat edilmelidir.

Beklentiler ortaya konduktan sonra çocuğunuzun istenilen davranışı ortaya koyup koymadığını takip etmeniz gerekir. “Acaba çocuğum ondan beklediğim gibi davranıyor mu?” Çocuğunuza, istenilen davranışı kazandırmada takip süreci, sizin bu konudaki kararlılığınızı ortaya koymanız açısından önemlidir. Çocuğun davranışlarını takip etmekle, ona bu konuya verdiğiniz önemi ve gösterdiğiniz dikkati de sözsüz olarak iletmiş olacaksınız. Beklediğiniz davranışı hatırlatmada tablo ve liste gibi çocuğunuzun dikkatini çekecek birtakım görsel araçlar kullanmak faydalı olabilir.   İstenilen davranış sergilendiğinde uygun pekiştirmeler kullanmak (“Bunu yaptığını görmek beni mutlu etti” gibi) davranışın sergilenme sıklığını artırmada büyük önem taşır.

Unutmayınız;

Anne-babalar bir dedektif gibi davranarak çocuğu her adımında bir gölge gibi takip etmemelidirler. Takip sürecinden, neler olup bittiğinin(davranışta meydana gelen farklılığın) farkında olmak kastedilmektedir. İyi bir gözlemle değişiklikler takip edilebilir. Bu süreçte anne babanın yanlış tutumları birçok yeni çatışmaya sebep olabilir. Anne babasının kendisine güvenmediğini fark eden çocuklar olumsuz bazı tutumlar sergilerler. Hırçın davranmak, değişime direnç göstermek gibi…

3.     Adım: Geri Bildirim

Belli bir süre sonra gidişat hakkında bilgilendirmek gerekir. Eğer istenen sorumlu davranışın sayısında artış varsa uygun pekiştirmelerle motive edilmeli, eğer beklenen sorumlu davranışın ortaya çıkmasında sıkıntılar varsa, bu sıkıntılar ve olası nedenlerinin çocukla paylaşılması gerekir.

Çocuğunuzun beklediğiniz davranışı ne ölçüde yapabildiğini, ne ölçüde sıkıntı yaşadığını sizden duymaya ihtiyacı vardır. Bu sebeple davranış değiştirme sürecinde belli aralıklarla toplantı aralarının verilmesi gereklidir. Değerlendirme yaparken kullandığımız dil de çocuğun özgüveniyle yakından ilintili olduğundan, pozitif bir dil kullanmak önemlidir. (Örneğin; … yapmakta başarılı olduğunu görüyorum, ancak … konusunda biraz daha gayret göstermen başarını artıracaktır.)

4.     Adım: Hatırlatma

 İstenen davranış eğer gerçekleşmiyorsa yeniden hatırlatma sürecine gidilmelidir. Yeniden bilgilendirme ile başlayan bu süreç davranış oturana kadar devam etmelidir.

Image003

Yukarıda anlatılan bu öğeler sadece sorumluluk kazandırma sürecine ait değildir, temel alışkanlıkların oturmasında, kuralların belirlenmesinde kısaca yaşantımızı düzenleyecek her türlü önlemde bulunması gereken öğelerdir ve ancak kararlı ve sabırlı bir tutumla yaklaşıldığında davranışın oturması sağlanabilir.

Özel ALEV İlköğretim Okulu Rehberlik Servisi

Image001

(download)

Özel ALEV Anaokulu Rehberlik Servisi Diyor Ki: Çocuklar ve Anne-Babalar Aynı Sözcüklere Farklı Anlamlar Yükleyebilirler.

“ÇOCUKLAR VE ANNE-BABALAR AYNI SÖZCÜKLERE OLDUKÇA FARKLI ANLAMLAR YÜKLEYEBİLİRLER. ÖZELLİKLE KÜÇÜK YAŞTAKİ ÇOCUKLARLA KONUŞURKEN BELİRSİZ İFADELERDEN KAÇINMAK GEREKİR…”

Çocuklar ve anne-babalar aynı sözcüklere oldukça farklı anlamlar yükleyebilirler. Örneğin “Odanı topla” dediğinizde; siz “Oyuncaklarını topla, elbiselerini kaldır, yatağını düzelt” demek istersiniz, çocuğunuz ise “Her şeyi dolabın içine ya da yatağın altına tık” anlamını çıkarabilir. Özellikle küçük yaştaki çocuklarla konuşurken, belirsiz ifadelerden kaçınmak gerekir. Eleştirmek yerine çözüm önerisi ile yaklaşma yolunu denemek de işbirliğinizi arttıracaktır.

SÖYLEDİĞİNİZ

SÖYLEMEK İSTEDİĞİNİZ

“Güzel dur, iyi davran.”       

“Sandalyede sessizce oturur musun?”

“Odanı temizle.”    

“Kitaplarını rafa, oyuncaklarını kutusuna, kıyafetlerini dolabına koy.”

“Aranızda paylaşın.”             

“Kavga etmeden sırayla yapın. Bir sen, bir o.

“Gitme zamanı deyince hazır ol.

“Gitme zamanı deyince ayakkabılarını ve paltonu giyip arabaya binmeni istiyorum.”

“Yemeğini unutma!”

Yemeğini hatırlıyorsun değil mi?”

“Daha kaç kere söylemem gerekiyor? “          

Sana sadece bir kez söylemem yeterli olmalı.”

“Bu kadar kaba olma!”

Biliyorum, çok daha kibar olabilirsin ve senden bunu bekliyorum.”

“Çocuklar, bu ne gürültü!”

Çocuklar, lütfen biraz daha sessiz oynayın.”

“Beni hiç dinlemiyorsun!”  

“Beni dinlemeni umuyorum.”

“Ne biçim davranmak o öyle, çok ayıp!”

Senden “Hayır, teşekkür ederim, başka istemiyorum.” demeni beklerdim.”

(download)

Özel ALEV Lisesi Rehberlik Servisi Diyor Ki: Anneler Babalar Çocuğunuz Sınava Giriyor.

ANNELER BABALAR ÇOCUĞUNUZ SINAVA GİRİYOR…

Çocuğunuz sınav için hazırlanıyor, siz de onu destekliyorsunuz. Öncelikle çocuklarımızı desteklemenin, hayata hazırlamanın görevimiz olduğunu düşünüyorsunuz ki çok doğru. Sonra onların başarısının bizlere de gurur verdiğini neden söylemeyelim? Onlar bizim birer parçamız değil mi? Öyleyse, onların başarılı olmasını istiyoruz, istemekte de haklıyız. Onlar için birçok fedakarlık yapıyoruz, karşılığında da hiç değilse manevi bağları, aile için olması gereken sevgiyi bekliyoruz.

Bu konuda pek çok şey yaparken belki de unuttuğumuz bazı noktalar kalıyordur, biraz bunlardan konuşalım mı? Çocuklarımızı çok severken kişisel isteklerimizin, beklentilerimizin onlar için belki de aşırı bir yük olacağını düşünüyor muyuz? Onlara yardım etmekle, onları kontrol etmek arasındaki farkı biliyor muyuz? Onları doğru yönlendirmek isterken onları belki de unuttuğumuzu fark ediyor muyuz?

Acaba çocuğumuzu nesnel olarak (objektif) tanıyor muyuz, yoksa onları görmek istediğimiz gibi mi görüyoruz? Çocuğumuzla ilgili uyarıları ya da eleştirileri kabul edebiliyor muyuz, yoksa hemen onu ve kendimizi savunuyor muyuz?

Düşünmeye başlayınca görebiliriz ki, çocuğumuza karşı olan sevgimiz belki de bizi kimi zaman bazı gerçekleri görmekten alıkoyuyor olabilir. Çocuklarımıza yardım etmek isterken bizim de bilmemiz gereken şeyler var galiba.

ÇOCUĞUMUZA VERDİĞİMİZ DEĞER NELER İÇİNDİR?

Gençlerin anne ve babalarının kendilerine neden değer verdiği sorusuna verdikleri iki yanıt büyük bir yüzdeyi oluşturuyor:

1. Bize, onların istediklerini yaptığımız zaman değer veriyorlar.

2. Başarılı olduğumuz zaman değer veriyorlar.

3. Hemen arkasından da ekliyorlar: Oysa bize sadece kendimiz olduğumuz için değer verselerdi.

Bu konu bütün hayatımızı etkileyecek önemde bir konudur. Hayatımız boyunca ‘kendimize verdiğimiz değerin’ içinde en yakınlarımızın bize neden değer verdiğine ilişkin kanımız rol oynar. En yakınlarımız, annemiz ve babamız bize neden değer verirler? Bu sorunun yanıtı hep aklımızda durur. Bizi tanıyarak, bizi değerli bularak verilen değer çok önemlidir ve bizim başarımızın sağlam bir dayanağıdır. Bu değer bize özgüven kazandırır. Ama başarımıza verilen değer bize özgüven değil, ’ya başaramazsam ?’ diyen bir kuşku kazandırır. Onun için çocuğumuza, başarıları için değil, kişiliği, karakteri, kısaca kendisi için değer vermeliyiz ve bunu böyle belirtmeliyiz. Unutmayalım ki, hayattaki sınavlar sadece üniversiteye girmek için verilmez. Bütün hayat bir sınavdır ve hepsini de kişiliğimizin, karakterimizin değerleriyle vermemiz asıl olmalıdır.

ÇOCUĞUNUZU YETERİNCE TANIYOR MUSUNUZ?

Bu soruya kolayca ‘elbette tanıyorum, o benim çocuğum’ demeden önce biraz düşünelim. Çünkü, araştırmalar göstermiştir ki, bizler, anneler babalar olarak çocuklarımızı nesnel (objektif) olmaktan çok, öznel (subjektif) olarak tanıyoruz. Bunun asıl nedeni de, anne babaların çocuklarını ‘olmaları istedikleri gibi görmeleri için güçlü bir güdüye sahip olmaları’ dır. Anneler ve babalar çocuklarını belirli hayat başarıları içinde görmek isterler ki bu doğaldır. Çocukları hayatta başarılı olsun, iyi bir eğitim görsün, iyi bir mesleği olsun, iyi bir gelir sahibi olsun, mutlu bir yuvası, mutlu olacağı bir eşi, sağlıklı, güzel çocukları olsun. Hayatlarındaki başarıyı aileleri ile paylaşsın, kendisine, ailesine, topluma yararlı olsun isteği elbette doğaldır. Ancak bu istek ‘güçlü bir güdü’ biçimine geldiği zaman anne babaların çocuklarına bakışını da farkında olunmadan değiştirir ve biçimler. Böylece de çocuklarımızı ‘oldukları gibi değil’, ‘olmalarını istediğimiz gibi’ görmeye başlarız.

Ayrıca, çocuklarımızın bütününü görmekten çok görmek istediğimiz alanlara daha çok dikkat ettiğimiz için, tanımakta eksiklerimiz oluşur. Örneğin, bir anne için çocuklarının en önemli özelliği ‘yeterince yemek yiyip beslenmeleri’ olabilir. O zaman, anne, çocuklarının duygusal sorunlarına beslenmeleri kadar dikkat etmez, bu da çocuklarını tanımakta eksiklikler yaratır. Baba, çocuklarının okul durumuna çok dikkat eder ve çocuklarının mutsuzluk nedenlerini gözden kaçırabilir. Dikkat edilmesi gereken çok şey vardır. Onun için de (evet, elbette tanıyorum’ demeden önce bunları düşünmeliyiz.

Çocuklarımızı tanımanın yolu, onlarla iletişimimizi arttırmak, onları dinlemek, onlara değer vermekten geçer. Çocuklarımızın duygularını, düşüncelerini paylaşmalı, kendi duygularımızı, düşüncelerimizi de onlara aktarmalıyız. Çoğu kez yapılan yanlış, çocuklarımızı sorgular gibi onların yaptıklarını öğrenmeye çalışmak, onları sadece eleştirmek ve ne yapacaklarını söylemek isteğidir. Bunların hiç birisi paylaşmak değildir ve çocuklarımızı anlamanın doğru yolu olamaz. Çocuklarımızı dinleyelim, anlayalım ve hayatı onlarla paylaşalım. Birisini yeterince tanımak oldukça karmaşık bir işlemdir ama ödülü de ‘birbirimizi anlamak ve sevmek’ olarak çok değerlidir.

Özel ALEV Lisesi Rehberlik Servisi

(download)

Özel ALEV İlköğretim Okulu Rehberlik Servisi Diyor Ki: Dış Motivasyon ve İç Motivasyon Önemlidir...

“DIŞ MOTİVASYON KISACA; KİŞİNİN KENDİLİĞİNDEN YAPMAYI İSTEMEDİĞİ İŞLER KONUSUNDA, KENDİ DIŞINDAKİ GÜÇLERLE İKNA EDİLMESİ OLARAK TARİF EDİLEBİLİR. İÇ MOTİVASYONU HAREKETE GEÇİREN DIŞ MOTİVASYON YÖNTEMLERİ, ANNE BABA VE EĞİTİMCİLER TARAFINDAN KULLANILDIĞINDA PEK ÇOK DAVRANIŞ PROBLEMİ ÇÖZÜME KAVUŞABİLİR VEYA ÇOCUK YENİ BİR DAVRANIŞ KAZANABİLİR.”

“Motivasyon, insanlara yaptırmak istediğiniz şeyleri, kendileri öyle istiyorlarmış gibi yaptırma sanatıdır.”

Dwight Eisenhower

Öyle zamanlar vardır ki, anne baba olarak eminsinizdir; mutlaka çocuğunuzun bu davranışı kazanması gerekir! Özellikle sağlıklı olmayı ilgilendiren konularda (diş fırçalama, el yıkama, mevsime uygun giyinme, uygun yiyeceklerle beslenme vb.) evde var olan düzene uyum sağlayabilme (oda toplama, yatma saati, temizlik vb.) konusunda ve diğer konularda… Çocuk, mutlaka kazanması gereken davranışa ilgisiz davrandığında, bu konuyu önemsemediğinde yardıma dış motivasyon kaynakları koşar. Dış motivasyon kısaca; kişinin kendiliğinden yapmayı istemediği işler konusunda, kendi dışındaki güçlerle ikna edilmesi olarak tarif edilebilir. Dış motivasyon, günlük yaşantıda sıkça kullanılır. İç motivasyonu harekete geçiren dış motivasyon yöntemleri, anne baba ve eğitimciler tarafından kullanıldığında pek çok davranış problemi çözüme kavuşabilir veya çocuk yeni bir davranışı kazanabilir.

İnsan organizmasını motive eden diğer iki temel olgu, haz almak ve acıdan kaçınmaktır. Hoşlanmadığımız bir durumla karşılaşmamak ya da hoşumuza giden bir durumu yaşamak için birtakım davranışlarda bulunuruz. Arkadaş edinmek isteyen çocuk oyuncağını paylaşır, güzel görünmek isteyen ergen diyet yapar; bu örneklerde, arzu edilen durumu yaşama isteği, davranışa yön vermektedir. Üşüyen kişi daha kalın kıyafet giyer, öğretmeninden uyarı almak istemeyen öğrenci parmak kaldırarak konuşur; bu örneklerde ise haz-acı ilkesi çok basit bir şekilde işlemektedir.

Ancak her konuda haz-acı ilkesi bu kadar sorunsuz işlemez. Bunun iki temel nedeni vardır. İlk olarak, her konuda acıyı veya hazzı yaşamak olası değildir. Örneğin, daha önce hiç diş çürüğü olmamış bir çocuk için diş fırçalamak gereksiz, sıkıcı bir iş olabilir. Henüz kaçınılması gereken durumu yaşamamış çocuk, tedbirli davranmayı istemeyebilir (eşyalarını kaybetmek, düşük not almak, ödevsiz okula gitmek zorunda kalmak vb). İkinci olarak, bazı çocuklar sınırları zorlamayı severler ve olumsuz davranışı kararlılıkla devam ettirebilirler. Çoğunlukla, bu şekilde davranan çocuğun olumsuz davranışı yetişkin tarafından pekiştirilmiştir. Bu nedenle çocuk, kendini yormak yerine her zaman aynı olumsuz davranışı sürdürmekte direnir. Örneğin, odasını toplama konusunda isteksiz davranan çocuğun odası, evdeki yetişkin tarafından toparlanır. Böylelikle ister istemez çocuğun “odasını toplamama” davranışı pekiştirilmiş olur.  Ödevlerini günün sonuna bırakan çocuğun ödevi annesinin yardımıyla çabucak yapılır; çocuk planlı çalışma alışkanlığını edinmek istemez, direnir.

Bu tarz durumlarda, kendiliğinden oluşan bir iç motivasyon gözlenemez; çocuk kendince gereksiz gördüğü işler için davranışlarını değiştirmek istemez. Dış motivasyon teknikleri, bu noktada yardıma koşar. Doğal olarak oluşmayan haz alma, acıdan kaçınma ilkesi yetişkin tarafından oluşturulur. Bu suni ortam için tutumlar önemlidir. Yetişkinin kural koyması ve kurala uygun davranışın oturması için ödüllerden ve yaptırımlardan yardım alması gerekir.

Her yöntemde olduğu gibi dış motivasyon tekniklerini kullanırken de bilinçli olmak önemlidir. Yanlış uygulamalar sorunları çözmeye yardım etmediği gibi, yeni sorunlar oluşmasına da sebep olabilir. Dış motivasyon tekniklerini uygulamak isteyen ebeveynin, bazı konularında kendini gözden geçirmesi gerekir.

·         Kararlı, tutarlı, sabırlı davranabilen yetişkin, bu yöntemden sonuç alabilir. Sabırsız davranıp hemen değişim beklemek en büyük hatadır, ancak pek çok anne-baba, bir-iki günden sonra pes etme eğilimindedir. Oysa davranış değişikliği için tutarlı ve kararlı şekilde, bir süre takip etmek gerekir.

·         Çocuğun yaş dönemi özellikleri hakkında fikir sahibi olmak, önemli olan diğer bir konudur. 2 yaşındaki bir çocuğa yaklaşım ile 10 yaşındaki bir çocuğa yaklaşım aynı olamaz. Çocuklar farklı yaşlarda farklı şekillerde motive olacaklarından, bu konudaki farkındalık önem taşır.

·         İyi bir gözlemci olmak gereklidir. Çocuğun sahip olduğu özellikler hakkında bilgi sahibi olmak, ancak iyi bir gözlemle mümkündür. Her anne-baba çocuğunun yetenekleri ve hoşlandığı şeyler hakkında gerçekçi fikirler edinmelidir. Bu bilgiler, ona nasıl yaklaşmak gerektiği hakkında ipucu verecektir. Özellikle ödülleri ve yaptırımları belirlemede, çocuğun kişisel özelliklerini bilmek gereklidir.

Özel ALEV İlköğretim Rehberlik Servisi

(download)

Özel ALEV Anaokulu Rehberlik Servisi Diyor Ki: Çocuğunuz, İçinde Bulunduğu Ortamda Kendini Yeterince İyi İfade Edemiyorsa...

“ÇOCUĞUNUZ, İÇİNDE BULUNDUĞU ORTAMDA KENDİNİ YETERİNCE İYİ İFADE EDEMİYOR, DİĞER ÇOCUK YA DA BASKIN KARAKTERLİ ARKADAŞLARININ İLGİ VE İSTEKLERİ DOĞRULTUSUNDA DAVRANMAK ZORUNDA KALIYOR, HATTA ONLARA "YARANABİLMEK" İÇİN KENDİ ÖZEL EŞYALARINI ONLARA VERİYORSA…”

Bir insanın herhangi bir olaya ya da bireye karşı geliştirdiği tutumlar, onun kişiliği doğrultusunda şekillenir. Kişilik, bir insanın tüm ilgilerini, tutumlarını, dış görünüşünü ve çevresine uyum biçimini kapsar.

Okula başlama, çocuğun yaşamındaki en önemli dönüm noktalarından biridir. Bu süreç ve onun gerektirdiği uyum, çocuk yönünden belli düzeylerde zihinsel, duygusal ve sosyal olgunluğa ulaşmış olmayı gerektirir. Her şeyden önce çocuk o güne kadar son derece güvenli, her türlü kuralını, kendisinden nelerin beklediğini bildiği, her sıkıntılı durumda yanında anne ve babasını bulduğu bir ortamdan, hiç bilmediği bir ortama girmiştir.

Çocuk için yepyeni bir çevre olan okulda uyulması gereken kurallar, yerine getirilmesi gereken görevler, yeni arkadaşlar ve öğretmenler söz konusudur.

Özellikle okulöncesi dönemde yaşıtları ile yeterince ilişkiye girememiş çocuklar için okul, kendilerini göz önünde ve korunmasız hissettikleri bir ortamdır. Ailenin ve öğretmenlerin gerekli özeni göstermemeleri durumunda bu çocuklar utangaç, çekingen olabilir ve giderek içlerine kapanabilirler.

Benlik imajı

Çocukların benlik imajları, kendilerini nasıl düşündükleri ve hissettikleri ile ilgilidir. Benlik imajı, benliğin gerçekte ne olduğu değil, bireyin kendisi hakkındaki görüşlerini kapsar. Çocuğun gerçek benliğinin ne olduğu değil, onun kendi benliğini nasıl yorumladığı bilinirse davranışları daha kolay tahmin edilebilir ve denetlenebilir.

Çocuğun kişilik, en önemlisi de benlik algısını etkileyen etkenlerden biri anne babası, diğeri arkadaşlarıdır. Hiçbir çocuk benlik kavramına sahip olarak dünyaya gelmez. Bunu doğduğu andan başlayarak ebeveynleri, kardeşleri ve çevresindeki diğer insanlarla ilişkileri sırasında edinir.

Aile içi ilişkilerde doyum sağlayabilen, anne babası tarafından desteklenen çocuklar uyumlu bir kişilik geliştirerek toplumda olumlu ilişkiler kurup sürdürebilmekte, grup çalışmalarına katılabilmekte, öz saygılarını geliştirerek başkalarının haklarına saygı göstermeyi, sorumluluk alabilmeyi öğrenmektedirler.

Yaşam boyu karşılaşılabilecek problemleri çözme konusunda kendine güvenen bir çocuk yetiştirmek her anne babanın isteğidir. Buna rağmen anne baba, bazen bu isteğe paralel gitmeyen tavırlar sergiler. Aşırı koruyucu ve kollayıcı tutum bunlardan biridir.

Özgüven duyguları gelişmiş çocuklar arkadaş gruplarıyla ve yetişkinlerle uygun iletişim kurabilirler. Genelde "sen bunu başarabilecek güçtesin, sana güveniyorum" sözleri, anne babanın çocuklarına gerektiğinde söyleyebilecekleri sihirli sözlerdir. Çocuk başkalarına ve kendine dair yapıcı duygu ve düşünceleri bu biçimde geliştirebilir, sorumluluk alabilir.

·         Bebeklikte sevgi, ilgi ve şefkat eksikliği,

·         Anneden uzun süre ayrı kalmak,

·         Anne babanın eğitimlerinde, baskıcı ve kısıtlayıcı olması,

·         Anne babanın tehdit edici yaklaşımları (böyle yapmaya devam edersen seni bırakır giderim, başka çocukların annesi olurum vb…)

·         Aile yaşantısının sürekli şikayetçi bir ortam İçinde, karşılıklı olumsuz davranış ve tavırlarla sürmesi,

·         Otoriter, katı, hoşgörüsüz aile ortamı,

·         Aşırı yardımcı bir tavırla çocuğunu kollayan ve onda yetersizlik yaratan bir tutum içinde bulunulması, çocukta güvensizlik yaratabilir.

Anne babanın yanlış tutumu

Çocuğun korkak, ürkek, çekingen olması, kolayca arkadaş edinememesi ya da güçlü olarak tanımladığımız bazı çocuklar tarafından ezilmesi, baskı altına alınması, büyüme ve kişilik gelişiminde çok önemli rolleri olan anne babasının tutumlarından kaynaklanabilir. Anne babalarda, çocuk yetiştirme konusunda genelde sık gözlediğimiz tutumlardan biri aşırı koruma ve kollamadır.

Okul çağına kadar çocuğa ait her türlü sorumluluk ve görevi ona hiç fırsat vermeden ya da kendi kendine yapabilmesi yönünde gereken ilgiyi göstermeden onun yerine yapan ebeveynler, bu anlamda birer örnektir.

Tüm hakimiyet ve sorumluluğun ebeveynde olduğu aile ortamında yetişen çocuklar, çoğunlukla ev dışına çıktıklarında kendi kanatları ile uçamaz hale gelir, ailelerinden ayrıldıklarında bocalarlar.

Evde her dediğini yaptırabilen çocuklar ise arkadaşları arasında sinebilir, bir köşeye çekilerek, diğerlerine karışamayabilir ya da kendilerini yeterince koruyamayabilirler. Kimi zaman bunun tersi de söz konusu olabilir. Bazı ailelerde hiç sınır tanınmaması, çocuğun disiplin uygulanmadan büyütülmesi de onda birtakım davranış bozukluklarına ve uyumsuzluğa neden olabilir.

Ona Nasıl Yardımcı Olabiliriz

·         Çocuktaki olumsuz değişiklikleri dikkate almalı, bu olumsuzluğa neden olan kaynağı araştırmalıyız.

·         Kaynak belirlendikten sonra, can sıkıcı durumun yerini, zamanını ve sıklığını araştırmalıyız.

·         Çocuğun verdiği tepkileri belirlemeliyiz.

·         Çocuğun durumdan duyduğu kaygıları önemsemeliyiz.

·         Kaygısını ifade etmesine olanak sağlamalıyız.

·         Tüm duygularını açıkça ifade etmesi için sabırla, konuşmasını beklemeli, ona cesaret vermeliyiz.

·         Durumla ilgili çözüm önerilerini birlikte değerlendirmeliyiz.

·         Ona güvendiğimizi göstermeli, cesaretlendirmeliyiz.

·         Yaşadığı sıkıntıya duyarlı olmalı, hissettiklerini paylaşmalıyız.

·         Kendisini ezen çocuğa aynı şekilde davranması yönünde öğütler vermemeliyiz.

·         Sınıf içi (okul içi) arkadaşlık ilişkilerini gözden geçirmeliyiz. (Eğer çocuğun kendine güveni azsa ya da çocuk pasifse, tamamen aktif, güçlü çocukların arasına yerleştirilmesi hatalı olacaktır.)

·         Onu, özgüvenini geliştirici spor, sanat gibi etkinliklere yönlendirmeliyiz.

·         Anne baba ya da eğitimcisi olarak, çocuk yetiştirme tutum ve davranışlarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz.

Özel ALEV Anaokulu Rehberlik Servisi

(download)

Özel ALEV Lisesi Rehberlik Servisi Diyor Ki: Çocuğunuzla Sağlam Bir İlişkinin Temeli "Kayıtsız Şartsız Sevgi"dir.

ÇOCUĞUNUZLA SAĞLAM BİR İLİŞKİNİN TEMELİ "KAYITSIZ ŞARTSIZ SEVGİ”DİR. ÇOCUĞUNUZUN POTANSİYELİNİ TAM OLARAK ORTAYA KOYMASINI, SİZE KARŞI DAVRANIŞLARINI TAM OLARAK ANLAYABİLMENİZİ, YARAMAZLIKLARINA-HIRÇINLIKLARINA KARŞI TUTUMUNUZU, GÜVENSİZLİK VE BAŞARISIZLIK NEDENLERİNİ BELİRLEMENİZİ “SEVGİ” SAĞLAR.

Sevgi, sizin ve çocuğunuzun hangi noktalarda olduğunu, disiplin dahil her alanda ne yapmanız gerektiğine işaret eden göstergeler oluşturacaktır. Eğer sevgi olmasaydı; annelik ve babalık insanı çaresizliğe sürükleyecek bir yük haline gelirdi. Çocuğunuzu sevgiden ve sevgi göstergelerinizden mahrum bırakmayın. Her ortamda, her fırsatta sevginizin ve desteğinizin varlığını hissettirin. Bu sayede gerekli sabrı gösterebilir ve çaresizlikten doğan rahatsızlıklarınızın çıkışlarını da bulabilirsiniz.

Ruh sağlığı güçlü yetişen bir gençlik, başarılı ve mutlu bir toplum oluşturur. Bu nedenle evde anne-baba olarak yapabildiğiniz tüm özverilerinizi tekrar gözden geçirmeniz, kendi eksikliklerinizi ya da yanlış gördüğünüz davranışlarınızı değerlendirmeniz, sizin ve çocuğunuzun sürekli gelişimini sağlayacaktır.

Hepimiz bu çocukluk döneminden geçtik belki, ancak; gelişen ve değişen yaşam standartlarımız yeni neslin farklı olmasına sebep olabiliyor. "Ben senin yaşındayken..." diye başlayan hiç bir cümle akılda kalmaz, bilakis yeni nesli sıkar ve bocalamalarına neden olabilir. Bu aşamada çocuğunuzun ruhsal gelişmesine yapabileceğiniz en büyük yardımlardan biri, kendi manevi hayatınızı çocuğunuzun gelişim düzeyine göre paylaşmanızdır. Çocuğunuzun ruhsal gelişimine yardımcı olabilecek olayları sonradan değil de o anda yaşanırken paylaşmak; çocuğunuzun kendi deneyimleri ile öğrenmesine yardımcı olacağı gibi sizin deneyimlerinize de katılmasından dolayı aranızdaki bağın kuvvetlenmesini sağlayacaktır.

Bir çocuk duygusal açıdan doymak için anne ve babası ile (ve başkalarıyla) göz iletişiminden yararlanır. Anneler ve babalar, çocuklarıyla ne kadar çok gözle iletişim kurarlarsa, o çocuk o kadar çok sevgiye doyar, duygu dağarcığı da aynı oranda gelişir. Gözle iletişim; çocuğunuz ile kurabileceğiniz en önemli kontak yöntemidir. Bu sayede sözlerinizi, duygularınızı, amaçlarınızı vb. ona aktarabilirsiniz. Onunla iletişim kurmaktan korkmayın.

Çocuklarımız bizden farklı ve ayrı bir kişilik geliştirebilirler. Bunu makul ve olgun karşılamak, hoşgörü ve sevgi ile yaklaşmak, bazen de bocalamalarında onlara destek olmak, güven aşılamak gerekir. Sözcüklerle anlatılan bir hayat felsefesinin, deneme ve yanılma ile öğrenmenin yanında daha az etkili olduğunu düşünürsek; burada amacımızın yanılma paylarını en aza indirgemek ve başarı sağlayarak onlara güven duygusunu aşılamaktır. Doğal olarak hata yapacaklardır. Her ortamda kollanan, yapma sorumluluğu ona verilen ancak sizlerin tamamladığı davranışlarının sonuçlarını yaşayarak görüp öğrenmesini sağlayın.

Çocuklarımızın dünyasının, bizim yaşadığımız gerçek dünyadan farklı olduğunu her zaman sezinleriz; ancak onların dünyasına inmeye bir türlü cesaret edemeyiz... Çocuklarımızla tam bir yetişkin gibi konuşur, hatalarımızı kabul etmeyiz. Çocuklarımızda kendi hatalarımızı görmemek için var gücümüzle uğraşırız. Bazen de onlara ağır ithamlarda bulunabiliriz. Eğer yetişkin hatasız ve doğru ise çocuğun da bu ithamların gereklerini yerine getirmesi çok doğaldır. Bunun yanında özür dileyen, hatalarını kabul ederek, doğruyu birlikte tartışarak bulmaya çalışan yetişkin, çocuğunun dünyasına inebilmiş demektir. O zaman sorunlar birlikte tartışılarak, çözüm formülü birlikte keşfedilir.

Kısaca; okullarda verilen eğitim-öğretim çalışmalarının, ailedeki eğitim ve öğretim ile desteklenmesi gerektiğini ve çocuğunuzun başarısında sizin de çok önemli katkılarınızın olduğunu kabul etmeniz; sevgi, ılımlı yaklaşım, güven ve destekle adımlarını daha sağlam atmasına yardımcı olabileceğinizi bilmeniz çok önemlidir. Bu doğrultuda getirebileceğimiz birkaç öneri aşağıda sıralanmıştır.

·         Çocuğunuzu iyi tanıyın, onun yapabileceği düzeyde verim bekleyin. Kapasitelerinin üzerinde çalışmalarını beklemeyin. Verimli olarak ders çalışabilmesi için çalışma ve dinlenme saatlerinin programlanması gerekmektedir. Planlı olarak çalışılan dersler, bilinçli olarak öğrenmeyi oluşturur. Çocuğunuz ezberlemeden, not için değil de öğrenmek için çalışmayı bilmeli. Ondan not istemeyin, neler öğrendiğini sorun. Kazanılan bir bilgi ancak bir sonraki bilgiye aktarılabilirse öğrenilmiş olur.

·         Çocuklarınızın sınıf geçmesi önemli değildir. Önemli olan bir üst öğretim ve eğitime kendini hazır görerek güçlü bir şekilde geçmesidir. Çocuklarımız temelsiz yetişirse, bir sonraki eğitimlerine de hazırlıksız devam ederler. Bunun da ne denli sağlıklı bir gençlik oluşturacağı tartışma konusudur. Özellikle bu yaşlarda yönlendirilen çocuklar; ilgi, yetenek ve çeşitli alanlara göre kaydırılmalı, alternatiflerini belirlemelerinde yardımcı olunmalı, başarılı olabilecekleri iş yaşantılarına yönlendirilmeleri sağlanmalıdır.

·         Anne ve baba olarak ortak kararlar alınız ve davranışlarınızda her zaman doğru ve tutarlı olunuz. Çelişkili davranışlarınızla çocuğunuz her zaman bocalayacak ve doğruyu bir başkasında arayacaktır.

·         Aile içi problemlerin ve tartışmaların yansıtılması nedeniyle huzurlu bir ortamda yetişemeyen çocuklar, geleceklerini de bu doğrultuda düzenleme eğiliminde olurlar. Çocuklar önünde yapılan tartışmalar, okul ve öğretmenler hakkındaki eleştiriler çocukta bocalamaya, hatta öğretmenlerini eleştirme hakkına sahip olduğunu düşünmeleri, başarısızlıklarına ve okuldan soğumasına neden olacaktır.

·         Çocuğunuzun devam durumunu ve okul ile ev arasındaki geliş-gidiş saatlerini sürekli kontrol altında tutun. Zararlı alışkanlıklar hakkında iyi bir örnek olun ki söyledikleriniz sadece lafta kalmasın. Ülkemizde zararlı alışkanlıklara başlama yaşı bir hayli inmiştir. Bu yaşlarda uyarılan ve gerekli tedbirleri alınan çocuklarımızın sağlıklı bir gençlik oluşturması için tüm imkanlarımızı zorlamalıyız.

·         Çocuğunuzun derslerinde ve davranışlarında daha iyiye yöneltilebilmesi için öğretmenleri ile sıkı bir ilişkiye girmeli, toplantılara mutlaka katılmalı, çocuğunuzun gelişimi ile ilgili konularda takipçi olmalısınız. Öğretmenlerin alınmasını istediği ders araç ve gereçlerin zamanında temin edilmesine önem veriniz. Çocuğunuzun kılık ve kıyafetine, temizliğine özen gösteriniz.

·         Çocuğunuza yeteri kadar harçlık veriniz. Harçlığını mümkünse aylık veya haftalık olarak belirleyiniz. Böylelikle kendisini yönetmeyi öğrenecek, sorumluluk kazanacaktır.

·         Çocuğunuzun gerekli tüm sorunları için sınıf ve okul rehber öğretmenlerine başvurunuz. Bu konuda size yapılan çağrılara mutlaka uyunuz. Kendisini de, sorunlarını gerektiğinde sınıf ve okul rehber öğretmenlerine anlatması için teşvik ediniz. Sizin ve çocuğunuzun sorunlarınızın gizliliğe önem verilerek çözülmeye çalışılacağından emin olunuz.

·         Sürekli “dersine çalış” ikazı olumsuz etki yapabileceği gibi aynı zamanda çocuğunuzun çalışma azmini de kıracaktır. Çocuğunuzun programlı çalışmaya alıştırılması, dinlenme ve eğlence saatlerini planlaması için yönlendirilmesi gerekmektedir. Kendisine dersi öğrenmesi için çalışması gerektiği aşılanmalıdır. Aksi takdirde saatlerce bilinçsiz olarak çalışılan bir konu sadece zaman israfıdır. Ders öğrenmek için çalışılır, öğrenme de ancak bir başka öğrenilen bilgiye transfer edilirse pekişir. Planlı çalışma her zaman düzeni ve bilgiyi oluşturur.

·         Çocuklarımız, kendilerine güvensiz olmaktan ve sosyalleşememekten rahatsızlar. Çocuğunuza değer verdiğinizi, ona güvendiğinizi, sorumluluklarını yerine getirebileceğinden emin olduğunuzu her fırsatta belirtin. Ona ve fikirlerine değer verin, onu dinleyin, sosyal yaşantısında faal olması için onu destekleyin. Okul ve çevresindeki sosyal faaliyetlere katılması için teşvik edin. Ona değer verdiğinizi, güvendiğinizi her ortam ve fırsatta övgülü sözlerle dile getirin. Çocuğunuzun şımarmasından korkmayın; bilakis size ve düşüncelerinize layık olmaya çalışacaktır. Ona olan güveninizi gösteremezseniz, ondan nasıl güven bekleyebilirsiniz ki?

·         Çocuğunuzun ders çalışma ortamını hazırlamasına yardımcı olunuz. Mümkünse bir çalışma odası oluşturunuz. Eş dost toplantılarınızı onun programına uygun hale getirmeye gayret ediniz, ev işlerini ya da alış-veriş sorumluluklarını ders çalışma saatlerinin dışında oluşturunuz. Başarabildiği bir boş zaman etkinliğinin mutluluğunu birlikte paylaşın, onunla gurur duyduğunuzu her fırsatta belirtin.

·         Çocuğunuzun arkadaş çevresi, onun gelişimi ve sosyal hayatının oluşumunda çok büyük etkendir. Okul dışı zararlı arkadaşlıklar, farklı problemleri de beraberinde getirir. Zararlı alışkanlıkların bu yaşlarda büyük merak konusu olduğunu, kişiliklerinin oluşma döneminde yanlış yönlendirilebileceklerini unutmayınız. Çocuğunuzun arkadaş edinmesi ve bu arkadaşlıklarda beklentilerini aza indirgeyerek mutlu arkadaşlıkların oluşumunu gerçekleştirebileceklerdir.

·         Çocuğunuzun okul yaşantısı ile ilgileniniz. Anlattıklarını büyük bir sabırla dinlemeye çalışınız. Mutluluklarını veya mutsuzluklarını onunla paylaşınız. Son olarak; çocuğunuz sürekli bir büyüme ve gelişme içinde olduğunu unutmayınız. Sizin çocuğunuz olsa da; sizden farklı bir kişilik geliştirmekte. Onlara karşı sabırlı, soğukkanlı ve anlayışlı olunuz. Deneme ve yanılma yolu ile öğreneceklerdir. Kusurları ve olumsuz hareketleri olacaktır. Çocuklarımız, bizim gibi düşünüp bizim hareket ve tavırlarımızı gösteriyor olsalardı, ailede ve okulda eğitime gerek kalmazdı.

Okuldaki eğitim ve öğretim çalışmalarının aile tarafından desteklenmesi gerektiğini, çocuğunuzun başarısında sizin de çok önemli katkılarınızın olabileceğini kabul etmeniz ve ona gereken yardımları yapmanız, çocuğunuzun başarısını olumlu yönde etkiler.

Kaynak: Özel ALEV Lisesi Rehberlik Öğretmeni Abidin Güler & Seda Gülseven

(download)

Özel ALEV Lisesi Rehberlik Servisi Diyor Ki: Henüz Oyun Çağında Sınavlarla Tanışan Öğrenciler, Bu Maratonda Çoğunlukla "Yüksek Kaygı" Nedeniyle Başarısız Oluyorlar.

HENÜZ OYUN ÇAĞINDA SINAVLARLA TANIŞAN ÖĞRENCİLER, BU MARATONDA ÇOĞUNLUKLA “YÜKSEK KAYGI” NEDENİYLE BAŞARISIZ OLUYORLAR.  ANNE BABALARIN, ÇEVRENİN DE ETKİSİYLE, ÇOCUĞA “DERS MAKİNESİ” GİBİ DAVRANMASI, SINAV KAYGISININ DAHA YOĞUN YAŞANMASINA NEDEN OLUYOR.

Ülkemizde ilköğretimden başlayarak üniversiteye girişe kadar pek çok sınav yapılıyor. Hatta üniversiteden mezun olduktan sonrasında sınavlar devam ediyor. Öğrenciler henüz oyun çağında iken sınav denen beş harflik kelimeyle tanışıyorlar. Sınavın amacını anlamadan, kendisine sağlayacağı olanakların farkında olmadan, sınav maratonu çocuk için başlamış oluyor. Bu süreç içinde çocuğun yaşadığı ve onun başarısını olumsuz yönde etkileyen en önemli şeyin “ yüksek kaygı” olduğunu söyleyebiliriz. Ama kaygının olmaması da motivasyon eksikliği yarattığı için başarısızlığı beraberinde getirecektir. Belli bir düzeyde kaygı olması, kişinin hedefine ulaşmak için çalışmasına yardımcı olur.

Kaygıyı, insanın bedensel ve ruhsal varlığını tehlikede görmesi sonucunda yaşadığı tedirginlik olarak tanımlayabiliriz. Genellikle olumsuz duyguların yaşandığı durumlar kaygının ortaya çıkmasına neden olur. Sınav sonucunun nasıl olacağı, bu durumdan nasıl etkileneceği, yaşanacakların net olmayışı öğrencide kaygı yaşanmasına neden olmaktadır. Öğrencinin hazırlık aşamasında yapması gerekenler yerine sınavın sonucuna odaklanması, kazanamadığı takdirde çevresine ne diyeceğini düşünmesi ve özellikle ailesine karşı mahcup olma endişesini yoğun yaşamasından dolayı, kaygı daha yoğun bir şekilde hissedilmeye başlar. Ve bunun da temel nedeni kişinin kendisini olumsuz değerlendirmesi, yani bardağın sadece boş tarafını görmesi, kendisini sadece olumsuz yönleriyle değerlendirmesidir. 

Kaygıyı doğuran çevresel faktörler

Kaygı verici durumlar öğrencinin yaşadığı çevreden ve ailesinden de kaynaklanır. Anne ve babaların; “kazanamazsan herkese rezil oluruz”, “sana verdiğim emekleri helal etmem”, “bu sene kazanamazsan seneye seni bir daha dershaneye göndermem” gibi yaklaşımları, öğrenciyi sosyal ve kültürel ihtiyaçları olan bir insan değil de sadece bir“ders çalışma makinesi” olarak kabul etmeleri, çalışmadığı zaman sürekli tehditler savurmaları, öğrencilerin kaygı düzeyinin yükselmesine neden olur. Çocukların kardeşleriyle veya çevresindeki diğer kişilerle kıyas yapılması da kaygıyı yükseltir. Anne ve babalar, tehdit ve aşağılamak yerine ödül ve yüceltme yolunu tercih ederlerse çocuğun kaygı düzeyinin azalması sağlanabilir.

Sınav kaygısı olan çocuğa anne-baba nasıl yaklaşmalı?

  • Anne-babalar, sınavlar öncesinde çocuklarını her zaman desteklemeli ve çocuklarından beklentilerinin gerçekçi olmalıdır. Bunun için çocuğunu iyi tanımalı, neyi başarıp neyi başaramayacağını bilmeli ve onu özgün kişiliği içinde değerlendirmeliler.
  • Ailenin sınava ve çocuğa karşı olumsuz düşünceleri de öğrencinin kaygı düzeyinde etkili olacaktır. Bu nedenle anne-baba olarak olumsuz düşüncelerini olumlu düşünceye çevirmeliler.
  • Çocuklarını başkalarıyla değil, önceki başarılarıyla kıyaslamalılar.
  • Sınavın sorumluluğunu öğrenciye bırakılmalılar.
  • Her öğrencinin farklı bir kişiliğe ve kapasiteye sahip olduğu unutmamalılar.
  • Çocuğun olumlu davranışlarını takdir etmeli, olumsuz davranışlarını ise yapıcı bir şekilde eleştirilmeliler. Anne-babasının kendisine güvendiğini ve onu takdir ettiğini gören çocuğun kendine olan güveni de artacaktır.

Bu davranışları gösteren aileler çocuklarının kaygı düzeyinin büyük ölçüde azalmasına yardımcı olacaktırlar.

Sınav kaygısı sadece anne-babanın çocuğuna yüklediği bir şey değildir. Aynı zamanda çocuğun kendisinden beklentisinin yüksek olması, çevrede sınav ile ilgili yapılan konuşmaların fazlalığı da kaygıyı tetikleyici olabilmektedir. Giderek “sınav kaygısı” yaşayan kişilerin sayısının artmasının en önemli nedenlerinden biri de “sınavın” gündemde çok tutuluyor olmasıdır. Eskiden de ailelerin çocuklarından veya çocukların kendilerinden beklentileri vardı. Ancak sınavın gündemden hemen hemen hiç düşürülmemesi ve sürekli önemi üzerine yapılan konuşmalar, öğrencinin sınavı algılamasını değiştirmiştir. Normal olan bir durum olağanüstü bir hale gelmiştir.  Öğrencilerin şunu unutmamaları gerekir; sınav sadece bir “araçtır”, “amaç” değildir.

Özel ALEV Lisesi Rehberlik Servisi

(download)

Özel ALEV İlköğretim Okulu Rehberlik Servisi Diyor Ki: Bazı Yanlış Tutumlar, Çocuğun İç Motivasyonunu Düşürür!

ÇOCUKLARIN İÇ MOTİVASYON SEVİYELERİ ÇOĞUNLUKLA HAYATLARININ İLK YILINDA OLDUKÇA YÜKSEK DÜZEYDEDİR ANCAK BAZI YANLIŞ TUTUMLAR, ONLARIN MERAK ETME, YENİ DURUMLARLA YAKINDAN İLGİLENME İSTEKLERİNİ ENGELLER. BU DA ÇOCUĞUN İÇ MOTİVASYONUNU DÜŞÜRÜR! 

Sınıfta sürekli parmağı havada olan, bir şey yapılması istendiğinde ilk harekete geçen, kim bunu yapmak ister dendiğinde her zaman gönüllü olan çocuklar… onların yaşama ve öğrenme sevinci sadece bu çocukların öğretmenlerinin ve ebeveynlerinin işlerini kolaylaştırmakla kalmaz, çocuğun yaşıtlarına göre normal ve normalden daha hızlı gelişim göstermesine de neden olur. Bu yönleriyle çocuğun iç motivasyonun yüksek olması yetişkin tarafından tercih edilir. Ancak her çocuk aynı durumda değildir bazı çocuklar yeni bir durumla karşılaştıklarında merak edip ilgilenmektense kaçmayı tercih ederler, yapmamak veya öğrenmemek için direnç gösterirler. Bu çocukların öğretmenleri ve ebeveynleri içinse işler kolay gitmez, oldukça zordur ve en önemlisi bu çocukların gelişim hızları da motivasyon seviyelerine bağlı olarak yavaştır. Bu çocuklar adeta öğrenmek istemezler, uğraşmak istemezler, kendilerince her türlü zor işten kaçarlar. Böyle bir durumda ne yapacağız? “Bu çocuk böyle” deyip onunla ilgilenmemeli miyiz? Yoksa mutlaka onları da motive etmenin bir yolu vardır diyerek, buna uygun tutum mu geliştirmeliyiz? Eğer motivasyonu düşük çocuğun öğretmen ve ebeveyninin de motivasyon seviyeleri düşük değilse mutlaka bu durumla mücadele için uygun yaklaşımları benimsemek isteyeceklerdir.

Çocukların iç motivasyon seviyeleri çoğunlukla hayatlarının ilk yılında oldukça yüksek düzeydedir ancak bazı yanlış tutumlar onların merak etme, yeni durumlarla yakından ilgilenme isteklerini engeller. Bu engelleme çoğunlukla çocuğu tehlikelerden korumak adına yapılıyor. “Düşmesin”, “parmağını kesmesin”, “Amman yanmasın”,… derken çok miktarda durdurma ve engelleme ile karşılaşan bazı çocuklar durmayı öğreniyorlar. Çocuk nelerin onun için tehlikeli nelerin onun için tehlikesiz olduğunu ayırt edemediği için bu öğrenmeyi pek çok duruma genelliyor. Bu öğretiyle hareket eden çocuk bir süre sonra anne-babasının “hadi ilgilensene” dediği şeylerle de ilgilenmiyor. Bu defada ebeveyn tersine bir çabayla çocuğun merak ve harekete geçme isteğini arttırmaya çalışıyor. İlk yıllarda çocuğun deneyimlerini durdurmak yerine onların masum merak ve ilgilerine sağlıklı yön verebilmek sanırım yapılması gereken ilk yaklaşım olacaktır. Sıcak çay bardağına dokunmak isteyen çocuğa bardağın sıcaklığını kontrollü bir ortamda dokunmasına izin vererek göstermek gibi hem güvenli hem de öğretici ortamlar hazırlamak önemlidir.

Daha sonraki yıllarda çocuğun iç motivasyonunu yüksek tutmak için aşağıdaki başlıklara uygun yaklaşımları benimsemek anne babalara ve eğitimcilere yardımcı olacaktır.  

1. Hedef Oluşturmak: Motivasyon, ister kişinin içinden gelsin, ister kişinin dışındaki güçlerle oluşsun, her zaman ulaşılmak istenen bir hedef gerektirir. Bu hedefe ulaşmak için harekete geçeriz. Eğer hedef yoksa motivasyondan bahsedemeyiz. 

Hedefe giden yolu bir dağın zirvesine çıkmaya benzetirsek, zirveye giden yolun başlangıcında sadece motivasyon vardır, zirvede ise ulaşmayı istediğimiz hedef vardır. Hedef, dakikada 100 kelime okumak da olabilir, mimar olmak da olabilir. Hedef ne olursa olsun, hedefe giden her yolda gerekli olan bazı zorluklar ve zorlukların üstesinden gelmeyi kolaylaştıran adımlar ve beceriler bulunur. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz. Sabır, sebatkarlık, odaklanma, bilgi birikimini arttırmak için araştırma yapma, kitap okuma, uzmanların görüşlerini alma, ara ara sınamalardan geçme, geri bildirimlerle kendini değerlendirme, eksik olan yönleri tamamlayarak yola devam etme. Bu adımları tamamlayan herkes mutlaka hedeflerine ulaşacaktır. “Önemli olan hedeflerin varlığıdır.” sözünün her koşulda gerçeği yansıtmadığını düşünebilirsiniz. Çünkü herkes hedeflerine ulaşamaz. Eğer hedefe giden zorlu yolda çocuğa gerekli destek verilmezse çocuğun yolunu kaybedeceği gerçeği açıktır. Çocuğun hedefe giden yolda kaybolmaması için çevresinde bulunanların ona güvenmeleri, cesaretlendirmeleri, tıkandığı yerde doğru yolu gösterme anlamında yönlendirici olmaları gerekir. Bu, başlangıçta var olan motivasyonun sonuna kadar sürmesini sağlar. Çocuğun kendine olan güvenini arttırır. 

2. Çocuğun yapabileceğine inanmak: Eğer çocuğun çevresindeki onun kişiler bir konuda başarılı olabileceğine yada onun bir işi yapabileceğine inanmıyorlarsa, çocuk gerçekten de başaramayacaktır. Çocuklar kendilerine güvenilen ortamlarda rahatlarlar ve çaba gösterirler.

3. Başarıyı yaşatmak: Her çocuğun bazı şeyleri iyi yaptığını bilmeye ve başarıyı yaşamaya ihtiyacı vardır. Başardığını gören çocuk, bir sonraki sefer yeniden deneme yapmak için heyecanlanır, yeniden bu duygu için uğraş verir.

4. Çocuğu tanımak: Çocuğun özellikleri ve onun yaşındaki çocukların genel gelişim özellikleri hakkında bilgi sahibi olmazsak yapabileceklerinden çok daha fazlasını bekleyebiliriz. Beklentiyi gerçekleştiremeyen çocuğun hem özgüveni zedelenir hem de motivasyonu düşer.

5. Pozitif düşünme becerisini kazandırabilmek: Olumlu düşünme becerisi çocuklara öğretilebilir. Karamsarlık herhangi bir girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olabilir. Pozitif düşünme becerisi yetişkinlerin model olmasıyla verilebilir.

6. Sorun çözme becerisini kazandırmak: Sorunlar karşısında her zaman alternatif çözümler vardır. Ancak sorunlar karşısında değişik çözümleri bulamayan çocuklar çaresizlik duyguları ile engellenirler.

7. Model olmak: Çocuktan beklenen her davranışın anne-babalar tarafından ortaya konuyor olması önemlidir. Çocuklar, yetişkinleri gözlemleyerek de öğrenirler. Çoğunlukla isteksiz, çaba göstermeyen, kendini yormayan anne-babalarını gören çocuklar bu davranış kalıbını benimserler.

8. Cesaret vermek: Çocuğu fazlasıyla korumak, onun mücadele becerisini köreltir. Çocuk, üstesinden gelebileceği şeylerde bile harekete geçmez ve başkalarının yardımını ister. Bir süre sonra gerçekten çözümsüz kalmaya başlar.

9. Var olan motivasyonu koruyabilmek: Bazı durumlarda çocukların motivasyonları çok yüksektir; ancak yetişkinlerin engellemeleri nedeniyle motivasyonları düşer. Yetişkinler genellikle ev ortamının düzeni bozulduğunda, çocuğun ödevleri aksadığında, onun ilgi alanını engelleyebilirler. Böyle bir durumda uygun tedbirleri alarak çocuğun ilgi duyduğu faaliyeti yapmasına olanak tanımak gerekir.

10. Çocukla işbirliği yaparak adım adım ilerlemek: Bazen çocuğu bir konuda ikna edebilmek, beklentiye uygun davranışı ortaya koyabilmesi için dirençlerinin kırılması gerekir, böyle durumlarda anne-babalar çocukları ile işbirliği yapıp bir süre onlarla birlikte hareket etmelidirler.

Özel ALEV İlköğretim Okulu Rehberlik Servisi

Özel ALEV Anaokulu Rehberlik Servisi Diyor Ki: Çocuklarda Sık Sık Görülen Kavga, Geçimsizlik Vb. Davranışlar Çocuğu Saldırgan Olarak Tanımlamaya Yetmez.

ÇOCUKLARDA SIK SIK GÖRÜLEN KAVGA, GEÇİMSİZLİK VB. DAVRANIŞLAR ÇOCUĞU SALDIRGAN OLARAK TANIMLAMAYA YETMEZ. BİR ÇOCUĞUN SALDIRGANLIĞI; ÖFKESİNE HÂKİM OLAMAMASI VE NESNELERİ KIRMASI, SÖZEL YA DA FİZİKSEL OLARAK BAŞKALARINA ZARAR VERMESİ OLARAK KENDİNİ GÖSTERİR.

Saldırganlık dürtüsü, tüm insanlarda doğuştan itibaren var olan bir dürtüdür. Bebek, ilk saldırganlık eğilimlerini dişlerinin çıkmaya başlamasıyla beraber emme faaliyeti sırasında annesinin memesini ısırarak gösterir ve bundan haz duyar. Abraham tarafından bu dönem “Geç Oral Evre” (ilk 6. aydan sonra) olarak belirtilmiştir.

Çocuk büyüdükçe saldırganlık dürtüsü varlığını korumakla beraber toplumsallaşmanın da etkisiyle daha sosyal ifade biçimleri bulmaya başlar.

Çocuk rahatlamak için çoğunlukla sözel saldırganlıkla yetinir. Saldırganlık genellikle çocuk kendini anlaşılmamış hissettiğinde ve çocuğun hayal kırıklığı eşiğinin düşük olduğu durumlarda ortaya çıkar. Bu durumlarda çocuk, yaşıtları ve genel olarak çevresiyle uyumlu ilişkiler kurmakta zorluk çeker. Yukarıda bahsettiğimiz tutum ve davranışlarda süreklilik varsa çocuğumuz saldırgan tavır ve davranışlar gösteriyor diyebiliriz.

SALDIRGANLIK EĞİLİMİ GÖSTEREN ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ:

Ø 

Image002
Sinirli ve eyleme hazırdırlar.

Ø  Akranları ve yetişkinlerle ilişkileri gergin ve sürtüşmelidir.

Ø  Hemen parlarlar ve kavgaya hazırdırlar.

Ø  Kuralları çiğner ve ceza görürler. Bir süre sonra cezadan etkilenmez ya da kısa süreli etkilenmiş gibi görünürler.

Ø  Olağan anlaşmazlıklarda bile öfkesine hâkim olmakta zorlanır ve fiziksel olarak sertleşebilirler.

Ø  Tepkileri ölçüsüz ve durumla orantısız olabilir.

Ø  Engellenmelere karşı toleransları düşüktür. Bu nedenle kendi istediklerinin yapılması konusunda ısrarcı olabilirler. Dolayısıyla aile için evde ve okulda sorun yaratırlar.

Ø  Problem çözme becerileri, duygularını uygun şekilde ifade edebilme becerileri düşüktür.


ORTAYA ÇIKMA NEDENLERİ:

Ø  Saldırganlık, çocuk kendini tehdit altında hissettiğinde ve kendini savunma gereği duyduğunda ortaya çıkar.

Ø  Çocukta güven duygusunun eksik olması,

Ø  Anne-Baba tutumları (Aşırı hoşgörülü ya da sert ve hoşgörüsüz tutumlar, katı cezalandırmalar, sevgi ve ilgi yetersizliği) ortaya çıkmasında etkilidir.

Ø  Kalıtımsal kişilik özellikleri de etkili olabilir.

Ø  TV’de izlediği saldırgan içerikli film, haber vb. programlar, çizgi filmler çocukta saldırgan davranışları tetikleyebilir. Çocuk bu davranışları taklit edebilir.

Ø  Fiziksel cezalandırmalar

Ø  Sağlıksız aile ortamının (Evlilik anlaşmazlıkları, işsizlik, ekonomik sıkıntılar vb.) olması.

Yapılan araştırmalar saldırganlığın, erkeklerde kızlara göre daha fazla görüldüğünü göstermiştir. Cinsiyet ve kültürel etkenlerin bu durumda etkili olduğu söylenebilir. Kültürel faktörlerin de etkisiyle özellikle erkek çocuğun saldırganlığına hoşgörüyle bakılarak “ataklık” olarak değerlendirilebilmekte ve çocuğun bu davranışları aile ve çevredekiler tarafından desteklenebilmektedir.             

Image004

OKULDA ORTAYA ÇIKABİLECEK SORUNLAR

Ø  Dikkat ve konsantrasyon sorunları olabilir.

Ø  Sınıf aktivitelerinde ‘‘oyunbozan’’ davranışlar sergiler.

Ø  Okulda diğer çocuklarla sık sık kavga eder.

Ø  Çok az sayıda arkadaşı olur.

Ø  Bazen hayvanlara yönelik olumsuz davranışlarda bulunabilir (özellikle saldırganlık dürtülerini hayvanlara yönlendirebilir).

Bu gibi durumlarda genellikle anne-baba ya da yetişkin, önleyici tedbir olarak ceza kullanır. Oysaki ceza bir süre için saldırganlığı durdurur ama çocuğun gözünde kendi saldırganlığını da meşrulaştırır. Sonuçta saldırganlık davranışı büsbütün yerleşir ve verilen ceza da ödeşme yerine geçer.


Bu nedenle hemen cezalandırma yerine, çocuktaki saldırganlığın bireysel ve çevresel nedenlerini araştırmak, çocuğun olumsuz tutumunu gereğinde görmezlikten gelmek, bazen açıklamalar yapmak, saldırganlığından beklenilen sonucu elde etmesini önlemek (ilgi, istediğini bu şekilde yaptırmaya çalışması vb.) için çaba sarf etmek yararlıdır.

Çocuğun kendisine ya da başkasına zarar verme tehlikesi varsa ya da eşyalara zarar veriyorsa sakin bir şekilde ortamdan uzaklaştırılmalıdır. Kısaca “sakinleştiğinde konuşabiliriz” mesajı verilmelidir. Yapılan konuşma ise onun “duygularını anlamaya” yönelik olmalıdır.

Bunun dışında:

Ø  Çocuklarınıza yönelik sevgi ve ilginizin, kurallarınız ve disiplin yöntemleriniz konusunda tutarlı olmanız,

Ø  Anne-baba olarak davranışlarınızla model olmanız,

Ø  Çocuklarınızın çevrenizde ya da evinizde şiddet görmelerini önlemeye çalışmanız önemlidir.

Ø  Çocuğun saldırgan davranışları kesinlikle dayakla ya da fiziksel cezalar uygulanarak önlenmeye çalışılmamalıdır. Çocuğa bu davranışın dezavantajları gösterilmelidir. Saldırgan davranışları ile isteklerini elde edemeyeceğini görmeli ve yaşamalıdır.

Ø  Anne-baba çocuğun bulunduğu ortamlarda kavga etmekten ya da sert tartışmalara girmekten kaçınmalıdır.

Ø  Saldırganlığa eğilimli çocuğun televizyonda ya da diğer kitle iletişim araçlarında şiddet ve saldırganlık içeren görüntüleri izlemesi engellenmeli ve bunları model almasına izin verilmemelidir.

Ø  Çocuğunuzun olumlu ve beğendiğiniz davranışlarını ödüllendirmeniz onun kendine güven duygusunu artıracaktır.

Ø  Çocukların içlerindeki enerjiyi boşaltabilecekleri ya da saldırganlığını yöneltebileceği uygun ortamlar hazırlanmalıdır. Resim çizme, boyama, futbol, basketbol gibi faaliyetlere yönlendirme, bir parkta koşma, oyuncak tahtalara çivi çakma vb. faaliyetler ayrıca çocuğun saldırgan duygularını yönlendirebileceği kabul gören çıkış yollarıdır.

Ø  Anne babalar, çocuğu ile iletişim kurarken davranışları karşısında kendi duygu ve rahatsızlıklarını dile getirmelidir (örneğin “Kavga ettiğin zaman rahatsız oluyorum, üzülüyorum” gibi).

Özel ALEV Anaokulu Rehberlik Servisi

Gerlinde Ortner “Masallarla Çocuk Eğitimi”, Sistem Yayıncılık,  İstanbul, 2008

Image001

Image003

(download)

Erteleyen Öğrencilere Nasıl Yardım Edebilirsiniz?

Bir işi başlatmak; projeleri ertelemeden, zamanında ve etkin bir şekilde başlayabilme yeteneğini içerir. Örneğin, yönetici işlevleri güçlü olan bir çocuk, ödevine yönergeleri aldıktan hemen sonra başlayabilir. Kendilerini harekete geçirebilen lise öğrencileri, ilgilerini en az çeken ödevlerini son geceye kadar bitirmeyeceklerdir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar için ise, bir işe başlamak oldukça zordur, çünkü onların beyinleri şimdiki zamanda, tam burada takılıdır. Onlar, etraflarında en çok ilgilerini çeken şeylere odaklanmayı tercih ederler ve bunlar genellikle sınıf, ödev ya da ev işleri değildir.

ÖĞRETMENLER İÇİN SINIFTA ERTELEMEYİ ÖNLEYEBİLECEK STRATEJİLER

  • Sınıfa yapılmasını istediğiniz işin yönergelerini verdikten sonra, “Bir dakika bekleyeceğim ve sonra tahtaya işlerine başladığını gördüğüm öğrencilerin sayısını yazacağım” diyebilirsiniz.
  • Açık uçlu işlerde adımları gösterin. Bazı çocuklar, yaratıcı düşünmeleri gereken işlere başlamaktan nefret ederler. Bu durumda oturdukları yerden işlerine başlamış olan diğer çocuklara bakınırlar. Onlara ilk bir iki adımda eşlik etmeniz genellikle yardımcı olur.
  • Öğrencilerinizi yapılacak işler listesinin yazılı olduğu bir kartla yerlerine gönderin. “Yapılacak İşler Listesi” çok faydalıdır. Öğrencilerinizin her bir işi yaptıktan sonra üstünü çizmelerini sağlayın.
  • Öğrencilerinizden ödev planlaması yapmalarını isteyin. Onlar defterlerine yapmaları gereken ödevleri yazdıkça, her birinin yanına ne zaman yapmayı planladıklarını yazmalarını isteyin (örneğin, 18:30’da, maçtan sonra) Sınıfta gezinin ve öğrencilerinizin yazdıklarını kontrol edin. Ertesi gün rastgele bir öğrenci seçip yazdığı saatte ödevine başlayıp başlamadığını sorun.
  • Tamamlanmış bir ödev örneğini gösterin ve sınıfa asın. Bu öğrencilerinize kendi başlarına işi yapmaları için bir referans noktası verir.
  • Öğrencilerinizi kendi ipuçlarını önermeleri için cesaretlendirin. Ödevlere başlamanın ya da bazı belli sınıf işlerine başlamanın neden zor olduğuna dair grup tartışmaları oluşturun. Sonra sınıfınızdan ertelemeyle baş etmenin en iyi stratejilerini paylaşmalarını isteyin. En iyi önerileri tahtaya yazın.  
  • Uzun süreli projeleri parçalara bölün. Projeye başlama problemi yaşayan öğrenciler, uzun süreli projeleri son dakikaya bırakırlar. Dönem ilerledikçe, sınıfınıza zaman çizelgesi yapmayı öğretin ve kendileri için teslim tarihi sürelerini belirlemelerini isteyin. Bunu onların kendilerinin yapmalarını beklemeyin. Sınıf içi bir aktivite olarak yapabilirsiniz, böylelikle herkes birbirinden öğrenir.

EBEVEYNLER İÇİN EVDE ERTELEMEYİ ÖNLEYEBİLECEK STRATEJİLER

  • Çocuğunuza ertelediği işler için zamanlar belirleyin. Eğer çocuğunuz okuldan geldikten sonra 1 saat oynamasının ardından ödevine başlaması gerektiğini bilirse, sistem oturdukça daha az şikayetçi olacaktır.
  • Çocuğunuz, hoşlanmadığı bir aktiviteyi tamamladığında, onu sevdiği bir aktivite ile ödüllendirin. Örneğin, “Okul için saat 7’ye kadar hazır olursan, servis gelene kadar çizgi film izleyebilirsin” gibi.
  • Gerekli olan tüm araç ve materyalleri hazır ve göz önünde bulundurun. Çocuğunuz ödevine başladığında ihtiyaç duyacağı eşyaları kalkıp aramak durumunda kalmamalı.
  • Çocuğunuzdan ödev başlama saatine sadık kalmasını isteyin. Zamanı geldiğinde, çocuğunuz ödevine başlaması gerektiğini kendisi hatırlayamayabilir, ancak siz ona kendisinin bu zamanda başlamayı seçtiğini hatırlatırsanız, o zaman sizinle kavga etmeden başlaması mümkün olacaktır.
  • Görsel hatırlatıcılar kullanın. Mutfak masasına, çalışma odasına, duvara, mesaj panosuna, dolabına ya da banyodaki aynaya renkli bir kağıda not yazıp asın. Böylece okuldan geldiğinde görebilir.
  • Çocuğunuzun nasıl bir görsel hatırlatıcı istediğini seçmesine izin verin. Eğer saat 18:00’de ödevine başlamayı seçtiyse, o zaman nasıl hatırlatılmasını istediğini ona sorun. Alarm mı kurmak isteyecek, yoksa öncesinde kendine koyduğu serbest zamandaki oyun ya da dizi bittiğinde mi başlaması gerektiğini bilecek?
  • Çocuğunuz ödevine hemen başladığında onu ödüllendirin. Örneğin, hemen başlarsa 5 puan, 3 dakika içinde başlarsa 3 puan verebilirsiniz. Bu puanların muhtelif toplamlarından bir ödül menüsü oluşturabilirsiniz. Örneğin toplamda 20 puana ulaştığında 20 dakika fazladan TV seyredebilir ya da bir kase dondurma yiyebilir. Ödül Menüsünü birlikte yaratın.
  • Tatil dönemi için bir çerçeve yaratın. Çocuğunuzun her bir güne başlarken bir plan yapmasını isteyin. Neler yapması gerektiğini ve yapacağını listelesin. Ona listedeki her bir maddeye zamanında başladığında nasıl ödüllendirilmek istediğini sorun.
  • Eda Aydoğan

    MA, ACC, PACG – Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Uzmanı 

    Bilgi için: DEHBka

        Eda Aydoğan / S. Tana Alalu  

        E – Posta: eaydogan@dehbka.com/talalu@dehbka.com

        Tel: (0 212) 351 33 40

        www.dehbka.com   

    (download)